Smashing Pumpkins - Adore ...
Nilüfer Baturayoğlu

Bu albümü, daha önce yazdığım türden basit bir övgü yazısıyla geçiştirmek istemiyorum. Çünkü bu, pek çok dergi ile çeşitli gazetelerin hafta sonu eklerinde çoktan yapıldı bile. Evet, Smashing Pumpkins'in heyecanla beklenen yeni albümü Adore sonunda yayınlandı. Ve yine evet, Smashing Pumpkins, Mellon Collie and the Infinite Sadness adlı çifte başyapıtları milyonlarca kopya sattığından beri alternatiflikten, mainstreame "terfi ettiler" ve 20. yüzyılın iyi satan ve çok kazanan büyük rock gruplarından biri haline geldiler.

Mellon Collie and the Infinite Sadness'i "yeni" ve "alternatif" yapan, çıkıtığı dönem için fazlasıyla uygun olan başkaldırıcı, yıkıcı, ürkütücü, sürekli adından dem vurulan yüz/bin yıl sonu paranoyası ile dolu sounduydu. Peki Adore'a ne demeli? Diğer çalışmaları ile karşılaştırıldığında Adore daha karanlık fakat daha romantik. Nedensiz ve hedefsiz paranoyanın yerini sanki yeniden nostalji ve romantisizm alıyor.

Ropörtajlar her ne kadar, Corgan'ın bu albümü kaybettiği annesi için yazdığını iddia etse de, albümü dinlerken benim burnuma buram buram kaybedilmiş bir aşkın, giden bir sevgilinin özlemi doluyor. Albümden çıkan ilk single, Ava Adore'un aşağıdaki dizelerini eğer Corgan gerçekten annesi için yazdı ise, doğrusu üstüme pek vazife olmamakla birlikte, annesi ile arasındaki ilişkinin ne olduğunu merak ettiğimi itiraf etmeliyim sanırım:

it's you that I adore
you will always be my whore
you'll be mother to my child
and a child to my heart
we must never be apart
we must never be apart...
Herneyse, gerçeklerle çelişse de çelişmese de, benim için bu albüm karanlık bir romantizmin doruğunda geziniyor ve Mellon Collie and the Infinite Sadness çıktığı dönemde başkaldırı güdülerime nasıl ilaç gibi geldiyse Adore da bugünkü aşk acılarımı hem depreştiriyor hem de iyileştiriyor.

Evet, Adore, Mellon Collie and the Infinite Sadness'e göre daha yavaş ve daha tekdüze bir albüm. Çünkü daha önceki çalışmalarda zaman zaman görülen yavaş ve duygusal parçaların ağırlık kazandığı yeni çalışmada, eskiden görülen aynı parça içindeki ani ritm değişikliklerine ise pek rastlanmıyor. Adore, To Sheila ile yavaş ve duygusal bir açılış yaptıktan sonra Ava Adore ile bir anlamda hızlanıyor ama sonuna dek romantisizminden hiç bir şey kaybetmiyor. Bu noktada duraklayak, ilk single olan Ava Adore'un video clipinden bahsetmek yerinde olur sanırım. Bol efektli eski cliplerle karşılaştırıldığında Ava Adore, bol makyajlı olarak nitelendirilebilir. Makyajın en önemli özelliği ise Corgan'ı karanlık romantisizmin nostaljisi içinde, 1920'lerin en önemli kült korku filmlerinden biri olan Nosferatu'nun ölümsüz acılı vampirini oynayan Max Schreck'e benzetmesi olmalı. Gerçekten de bu karanlık, siyah-beyaz film makyajı ile birleşen müzik seyircide istenilen insanlık-dışı acı duygularını yaratnayı başarıyor.

Albümdeki aşk hikayesi, Ava Adore'un ardından Perfect ile ritmini fazla değiştirmeden sürüyor. Bunu, bir çocuk sevgiliye duyulan bencil bir aşkı çağrıştıran Daphne Descends izliyor; ritm değişmemekle birlikte daha güçlü olan tını, büyük ihtimalle albümün ikinci singleının bu çalışma olacağını düşündürüyor. Bir sonraki çalışma Once Upon a Time, To Sheila gibi, bu kadar ropörtaj üzerine gerçekten de Corgan'ın annesiyle ilgili olabilirmiş gibi bir izlenim bırakıyor dinleyicide. Zaten tempoda yine en başta olduğu gibi yavaşlıyor.

Bir sonraki şarkı ve bence yine albümden single olarak çıkmaya aday olan Tear, etkileyici bir açılışla başlıyor. Grubun eski çalışmalarında sık rastlanan, aynı parça içinde yapılan ritm değişiklikleri, albümde ilk ve son olarak bu parçada geri dönüyor. Bu sefer aşk acısına neden olan ise, kazada ölmüş bir sevgili. Bunu izleyen Crestfallen, yine etkileyici bir melodik açılışla başlıyor. Tempo yavaşlıyor; bu kez Corgan terkedilişinin ardından, sevdiğinden ne istemeye ve beklemeye hakkı olduğunu soruyor kendi kendine. Fakat cevap acı dolu: you were never meant to belong to me...

Bu içe dönük sorgulamayı, daha suçlayıcı ve cevap isteyeci bir başka sorgulama, Apples + Oranjes izliyor. Tempo hızlanıyor, Corgan'ın "peki o zaman ne yapacaksın" ile başlayan soruları, suçlanan kişiliği ayağa kalkmaya ve bir şeyler yapmaya zorluyor. Bir sonraki çalşıma Pug, hızlanan melodik bir açılışla başlıyor. Bu sefer romantik sözcükler, uzaklardaki sevgiliye ulaşmaya ve onu sarmaya çalışıyor. Ritmi çok değiştirmeyen bir sonraki parça The Tale of Dusty and Pistol Pete ise, yine aşka ilişkin sorgulamalarla dolu; Dusty yanında fakat aklı çok uzaklardaki sevgilisi Pistol Pete'e ulaşmaya çalışyor bu kez de.

Sıradaki parça Annie-Dog ile tempo biraz düşüyor. Bu kez konu uyuşturucu ve daha umutsuz bir sorgulama. Aynı tempo bunu izleyen Shame'de de sürüyor. Bu sefer aşk, yalnızlık, umutsuzluk, acı ve utanca dönüşüyor. Bir sonraki çalışma Behold the Nightmare'de de benzer bir ritm ile aşk acıları birbirini izliyor. Sevdiği için her şeyi yapmasına rağmen beklediği karşılığı bulamayan Corgan, artık daha fazla dayanamayacağından dem vuruyor bu kez. Bunu izleyen parça For Martha, ritmin daha da düştüğü melodik bir açılışla başlıyor. Bu sefer, gitmek zorunda olan ya da gitmeyi seçen sevgiliye zorunlu bir veda var. Bir sonraki çalışma Blank Page ritmi değiştirmeden, aldatan sevgiliye mutsuzca ve kesinlikle veda ediyor.

On altıncı ve son şarkı 17 ise sözsüz on yedi saniyelik bir melodiden ibaret. Mellon Collie and the Infinite Sadness'in ilk bölümü dawn to dusk'ın açılış şarkısı mellon collie and the infinite sadness bir ön deyiş olduğu gibi bu da kısacık bir son deyiş.

Ritm sürekli ve fazla değişken olmasa da, bu kez karanlık bir romantizmle dolu olan sözcük ve melodiler yine ruhun derinliklerine işliyor. Sanırım giden gidiyor, biten de bitiyor. Geriye de Joyce'un betimlediği gibi, kalpte sözcüklerin bıraktığı kanayan yaraları ustaca gizlemek kalıyor .