|
FAHİR ATAKOĞLU VE MÜZİĞİ ÜZERİNE BİR DENEME Ömer Murat 'Yazın' sanatında soyut olanı somutlaştırarak sunma kadar çetin bir iş yoktur herhalde. Hele bunu anlaşılır, yani hissettiklerini başka anlamalara sebebiyet vermeyecek, tamamen duygularının kağıda dökülmüş şekli olarak ortaya koyma, 'sayılı' yazarın başarabildiği birşey olsa gerek. Belki de şiiri güçlü ve gizemli kılan yanı da onun bu tip bir amaca yönelik en uygun araçlardan biri olmasıdır. Bu perspektiften baktığımızda, müziğin de şiirle bir anlamda aynı işlevi gördüğünü söyleyebiliriz. 'Müzik' nasıl anlatılır? Mesela size 'enfes bir parça' diye bahsedilen bir müzik eserinin sizin açınızdan ne anlam ifade ettiğini hiç düşündünüz mü? Burada parçanın güzelliğinden sözeden şahısla aynı değer ölçülerini kullanıp kullanmadığınız çok önemli bir nokta elbette. O yüzden bu yazıda fikirlerimi dile getirirken (veya hissettiklerimi kağıda dökmeye çalışırken) değer yargılarımı da ortaya koymaya gayret edeceğim. Atakoğlu'nun müziğinde insanı canlı tutan, 'şarj eden' bir çeşit mistizm var. Sanki o parçaları daha önce duymuş gibi olursunuz, hatta mırıldandığınızı bile iddia edebilirsiniz, fakat bu her eseri bir defa daha dinlediğinizde sanki yeni bir eser dinliyormuş hissine dönüşür sonra.. İnsanı yumuşatan, yaşama sevinci veren, tükenmişlikten çoşkunluğa çıkartan ruhunuzun musikisiyle bütünleşmiş melodiler.. Atakoğlu'nun, hangi müzik aletinin duygularını 'somuta' dönüştürme de en uygun düştüğü meselesini büyük maharetle nasıl çözdüğünü, Batı kökenli enstrümanları 'bizimmiş' gibi profesyonelce ama özentisiz ve telaşsız kullanırken, geleneksel çalgı aletlerimizi de onlarla beraber yine aynı rahatlık ve rasyonellik içinde büyük bir harmoniye dönüştürerek eritmesinde kolaylıkla görmek mümkündür. Klavyeli çalgılarla ney, akustik gitarla kaval, onda iddiasız bir birliktelikle ahenk oluştururlar. Kaç zaman dinlediğimde hislerimin taşkınlığını kontrol edemediğimi, ağlamamak için yutkunduğumu ama yaşamaktan sanki yeni doğmuşcasına çocukça bir haz aldığımı; inkisar içinde olduğum ya da duygularımın büyük bir intizarla (ama neyi, neden meçhullerini çözemeden) inlediği ve (daha modern bir ifadeyle) demoralize olduğu bir anda, Atakoğlu'nun müziğinin onları kodladığını hissediyorum. Müziğindeki sadeliğin içinden süzülen görkemin iliklerinize kadar işlediğini sezmemek mümkün değil.. Hayatı bütün gerçeklikeriyle kucaklayıp yani yaşamdan kopmadan fakat aynı zamanda ondan apayrı bir boyutta tıpkı uykudaymışsınız gibi sizi tatlı bir rüya görüyormuşcasına başka alemlerde gezdiren besteler.. Biz hüzünlü bir toplumuz, hüzün bize yakışıyor.Ama en zor zamanlarda bile ümidini kesmemeyi bilen ve hayata her zaman bu hüznün içersinden umutla bakan bir toplumu müziğinde bu kadar içselleştirmeyi başarabildiği için Atakoğlu'na teşekkür borçluyuz.Evet, yüreğimizden kopan nağmelerin bestekarı o.. ÖMER MURAT Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü 4. Sınıf |