![]() |
Sadık Yemni ve Muska ile Öte Yer Nilüfer Baturayoğlu Sadık Yemni edebiyatımızda sadece yeni bir yazar değil aynı zamanda yeni bir soluk. Yemni genç bir yazar, henüz 40'lı yaşlarında. Ama yeniliği yalnızca yaşından kaynaklanmasa gerek Yemni'nin; onu farklı yapan etkenlerden biri de hiç kuşkusuz Amsterdam'da oturması ve Türkçe yazdığı hikaye ve romanlarının Hollandaca çevirileri ile bu ülkede tanınan ve "iyi satan" bir yazar olması. Yemni her ne kadar Amsterdam'da otursa da, son günlerde ülkemizde yayınlanan ve oldukça popüler hale gelen ve baş karakterlerinin aynı olması dolayısıyla birbirinin devamı sayılabilecek iki romanı Muska ve Öte Yer 1960'ların İzmir'in de geçmekte. Bu iki roman, yine Yemni'nin deyimiyle "gizemkar dehşet tirildemesi" türüne ait çalışmalar. Bunun sıkı bir "iyi satan" korku/macera türü okuyucusu olan benim için anlamı, sonunda iyi kurgulanmış, kaliteli ve bir nebze de olsa Anadolu kültürüne ait eserler veren bir yazarla tanışmış olmak. "Tür" demişken, bunun çok geniş ve belirsiz bir kavram olduğunu belirtmekte yarar var. Evet, Yemni'nin karakterlerinin başına pek çok olağanüstü ve doğaüstü şey geliyor ama elimizdeki kitaplar ne klasik Amerikan korku/macera romanları ile eş kurguya - ki, burada kastedilen ve şüphesiz en iyi bilinen örnek Stephen King - ne de bunlardaki karakterler benzer betimlemelere sahip. Yemni, bu "tür"e yenilikler katıyor. Örneğin ana hikayenin Amerikan roman ve filmlerinde rastlanmayan, "çıkmaz sokakları" var. Evet, bunlar bir anlamda dikkatin ana hikayede yoğunlaşmasını önlüyor ve belki de konuyu dağıtıyor ama diğer yandan, ana kurgu ve ortaya çıkan sürükleyiliğe zarar vermeden, içinde bulunduğumuz 1990'lara layik bir yergi getiriyor. Bu yerginin namlusu ise bence, hem genel anlamda "türe", hem yazarın kendisine, hem de okuyucuya doğrultulmuş. Karakterler için de benzer özellikler geçerli. Bir kere her iki roman da epey kalabalık. Hikayenin - bu "tür"ün kurgusu içinde mecburen uzun tutulan - giriş kısmında betimlenen karakterler içinde aynı düzeyde derinliğe ulaşanlar, hikayenin heyecanlı son kısmında hiç bir zaman eş önemde roller oynamıyorlar. Bundan öte, Amerikan tarzının - ki, bu türde baştan alakasının ne olduğu bilinmemekle birlikte derinleştirilen karakterler hikayenin sonuna doğru birden ortaya çıkarak anlam kazanırlarsa da, belirtildiği gibi varlıkları en baştan bilinir - aksine burada aniden, hatta deyim yerindeyse durup dururken ortaya çıkan ve önemli rol oynayan karakterler var. "Başrollere" gelince, bunlar hiç bir zaman içini dışını bildiğiniz, artık aklını okur, hatta onlar gibi düşünür hale geldiğiniz karakterler halini almıyorlar. Yine aksine, derinlikleri - daha doğrusu okuyucunun inmesine izin verilen derinlik - sınırlı. Üstelik "başrol oyuncularının" sayısı da pek fazla. Gerçi iki kitapta da "esas oğlan" Sarp ama hem onunla hem de birbirleriyle yarışan pek çok "esas kız" ve "karakter oyuncusu" var. Bu karakterleri betimleme yöntemi ise onların gerçek dünyada başına gelenlerden çok "öte yer"de başına gelenlere odaklanıyor çünkü hikayeler hem bu içinde yaşadığımız bildiğimiz evrende hem de "iyi saatte olsunların" esas mekanı diğer evren, yani "öte yer" veya "İKİ"de geçiyor. (Bu arada unutmadan Öte Yer'de Yemni'nin belirttiği kadarıyla bu "öte yer"lerin sayısı ise tamtamına 128'i buluyor). "Öte yer"ler demişken, Yemni'nin kendine ait bir terminolojisi de var. Bu kısmen bir Anadolu ve gavur İzmir'i argosu (burada İzmir'lilerden özür diliyorum ama İzmir'i İzmir yapan en önemli özelliği gerçekten de "gavur" İzmir'i olması galiba), kısmen de "öte yer"le ilişkili karakterlere ait çok özel bir terminoloji, örneğin iki evren arasındaki geçitlere Sarp'ın verdiği isim olan "torom" gibi. Yemni'nin kitaplarında hem "BİR" hem de "İKİ"nin en önemli özelliklerinden biri, birbirlerine geçit vermeleri ve hem zaman hem uzamda değişken olmaları. Bunun anlamı, hem Muska hem de Öte Yer'deki karakterlerin, "BİR" ve "İKİ"deki bilge kişilerin yardımıyla ve belirli kurallar doğrultusunda - evet, "İKİ"de de bir takım geçerli kurallar var - kaderlerindeki "esnek kısımları" değiştirebilmeleri. Bu değişkenlik, bir yandan hikayenin sürükleyiciliğini arttırıyor bir yandan da karakterler tamamen beklenmedik şeyler yaptığında bile okuyucunun şaşırmakla birlikte olanları normal karşılamasının sağlıyor. Bu, "tür"ün alışmış - kudurmuştan beter - okuyucuları için hem çok hoş hem de çok yeni ve farklı bir duygu. Sadede gelecek olursam, Muska ve Öte Yer, "tür"ün meraklıları için birer "must" yani "şart" kitap. Fakat "tür"ün meraklısı olmayan - ama kalbi sağlam - okuyucular için de söylenebilecek bir şeyler var; çünkü bu iki roman getirdikleri taze solukla kendilerini okunmaya değer kılıyor. |