Olcay Atalay

Saatlerce yürüdüm kumsalda. Hiç kimse yok tu hayallerden ve benden başka. Güneş batmak üzereydi. Dalgalar belki de güneşten ayrılmaya kızıyor o yüzden böyle kızgın, kamçılıyorlardı kumları. Gökyüzü kızıl bir renk almıştı. Kumlar bütün yorgulukları ile sakin dalgaların öfkesini anlamaya çalışıyorlardı sanki. Şimdi bizi siyahlar giymiş bir cellat gibi gece bekliyordu. Etraf derin bir sessizliğe boğuldu. Deniz bile susuyordu, kimbilir belki kumları hırpalanmaktan yorulmuş , belki de yitip giden sevgileri arıyordu. Yanan ateşlerle birlikte sönen sevgileri. Yıldızlar tek tek yanmaya başladılar. Ve ay, o kocaman gövdesi ile pırıl pırıl ay, karanlığımızı bölerken gecenin geçiciliğini hatırlattı bize. Sessizliğin, yalnızlığın, unutulmuşluğun fırtınasında boğulmak üzereydik gelmeseydi. Gülümsedi ve sabaha selam dedi ufuktaki tekneler ağlarını atarken. Kumlar serinlikten sıkılmış güneşi beklerken sabaha selam dedi. Yıldılzlar uzaklaşır, deniz uyanırken sabaha selma dediler. ben de yazdım kumlara Sabaha Selam... Sevgiye Selam... Deniz şımarık bir çocuk gibi silse de yazılarımı, usanmadım herkesle birlikte sabahı selmalarken, sevgiyi selamlamaya. Çünkü inanıyordum yine bir gece bitiminde sabahla birlikte sevginin de beni selamlayacağına ve tekrar yazdım silinmez harflerle. Sevgiye Selam, Sevgiye Selam