|
YAZISIZ Murat Sönmez 20.08.1997 Sabah yataktan kalktığında pek de neşeli olmadığını fark etti. Belli kocaman bir günün onu beklemesi pek hoş gelmemişti gözüne. "Ama" dedi kendikendine "Ama bu gün belki de farklı olabilir" hafif bir sırıtma yayıldı yüzüne ama ondan sonra daha baskın bir somurtma. "Neden olsun ki" diye mırıldandı kendi kendine. Yavaşça üzerinden pikesini atarken düşündü "neden olsun ki?ne farkı var bu günün diğerlerinden?". gece farkına varmadan sarındığı ikinci pikeyi de yavaşça attı üzerinden. Bir an durdu, terlikleri giyip giymemekte kararsızdı, çünkü terlikleri giydiği an bir sele kapılıverip dalıverecekti güne bir daha hiç çıkmamacasına. " Ah" dedi derin bir iç çekti "Offf" diye de ekledi hemen arkasından "keşke bu gün her şeyi boş verebilsem, hiç yaşamamış gibi, kimse beni tanımıyormuş gibi, katılsam insanların arasına, görmeseler beni, yalnızca ben görsem onları, onların gözüyle, baksam insanlar neden sevinir, ya da neden üzülür? nelere kızarlar ya da neden kızarlar, peki neden yaşarlar,ne için? kimin için, yalnızca zil çalan bir mideyi doldurmak ya da cinsel dürtülerini gidermek içinmi? neden sıkıntı içindedir bütün yüzler sabahları? yoksa sabahları mutsuz olan bir tek benmiyim?benmiyim her sabah işe gidip bildik işleri yapan, hiç durmadan yaşayan? bir an durduramazmıyız acaba yaşamı? bir an için durup şöyle bir bakmalı o sonsuzluktan gelip sonsuzluğa uzanan raylara." terlikler hala yatağın bitişiğinde duruyordu. Hiç bir zaman düzenli bir insan olamamıştı. Terliklerde bunu kanıtlarcasına üst üste duruyordu. Sağ terlik altta, sol ise ters bir biçimde onun üstünde. "Uğursuzluk" diye düşündü hiç bir şey düşünmezken birden bire. Usulce sağ ayağına baş parmağı ile vurdu terliğe. Terlik yan yatıp diğerinin üzerinde düştü ama hala tersti. " ne farkeder öyle kalsın" dedi kendi kendine, ama hemen sonra giymek üzere terliği düzeltti ve doğruldu. Ne çok şey görmüştü şu ömrü boyunca. Koca koca kentler, içinde karınca gibi koşuşanlarla birlikte, dağlar; üzerinde sessizce oturanları ile birlikte, hepsi kaderlerine boyun eğmiş öylece duruyorlardı ona göre. Kıpırdanmalar yok değildi ama yanlızca kıpırdanma. "İnsan ne yaparsa yapsın kaderinden kurtulamaz" demişti annesi. "Hayır" diye düşünmüştü "benim hayallerim var ben farklı olacağım".Ama o zamanlar daha bunun farkına bile varamayan bir çocuktu. Ne olsundu ki? Yanlızca 6 yaşındaydı ve ilk kez okula gitmesine bile iki ay vardı daha; dedesinin hasta olduğunu duymuş ve apartopar gelmişlerdi bu minik Anadolu kasabasına. Dedesini şimdi hayal meyal hatırlardı. Güçlüydü kuvvetliydi kuşkusuz gözlerinde geçip giden yılların yıpranması okunabiliyordu. Ama o daha 6 yaşındaydı nereden bilsindi ki bu gözlerin anlamını? Dedesinden daha iyi hatırladığı bir şey vardı o küçük yılgınlığa boyun eğmiş ve hiç bir zaman isyan etmeyecek Anadolu kasabasında. O da dedesinin evinin avlusunda bulunan dut ağacı. Dutuda hiç sevmezdi üstelik. Bir keresinde ve son keresinde yerken ufak kımıl kımıl bir şey görmüş ve bir daha yememişti. Anneler, babalar hiç sevmezler ya böyle şeyleri sanki o dut yemese hiç büyüyemeyecekmiş gibi devamlı dutun lezzetinden ve vitamininden bahseder dururlardı. Aslında o hastalıklı günlerde ona en fazla zevk veren şeyde bu dut ağacı olmuştu. Amcaoğluyla beraber ağaca tırmanır ya da aşağıdan koca koca taşlar atıp dutları düşürmeye çalışırlardı. Küçük zararsız ve 6 yaşında bir çocuğa uygun olarak. Bir gün yine dut ağacı ile uğraşıp dururken annesi gelmişti yanına. Başına bağladığı eşarp ve hafif şişmiş gözlerle. "Hadi oğlum içeri gir" demişti ona. Pek anlamsız gelmişti o zaman bu ona ama fazla da düşünmemişti. Ne olsundu ki? Daha 6 yaşındaydı. İçeri girince anlaşılmıştıki dede ölmüştü. Senelere artık dayanamamış ve o sert gözlerini kapamıştı. Bir şey ifade ediyormuydu onun için dede? Ondan kilometrelerce uzakta oturuyordu ve ömründe yanlızca ik kere görmüştü onu. O daha çok onu yemek sofrasında anlatılanlardan dinlemiş duymuştu tabii anladığı kadar. Bütün o ağlaşan insanların arasında bütün gün oturmuştu. Bir kaç kez televizyon seyretmek istesede diğerleri tarafından durdurulmuştu. Analayamıyordu neden seyredemediğini ama fazlada sızlanmamıştı. Gece olupda herkes gibi oda yatağına yatınca bir türlü uyuyamamıştı. İşte o zaman gözleri uykuyu reddedercesine açık tavana bakarken yakalamıştı onu panik. Daha 6 yaşındaydı ve tek bildiği şeyi yapmıştı. Ağlamıştı. Gözlerinden akan yaşlar dedesi için değildi. Annesi ve babası için ağlıyordu. Birden gerçek o kadar yalın bir şekilde çarpmıştıki suratına 6 yaşındaki bir çocuğun kaldırabileceğinden fazlaydı. "O zaman" demişti kendi kendine ağlamadan hemen önce " o zaman hepimiz öleceğiz. Annem, babam, ben.." Annesini düşünürken buz gibi oldu yüreği, kendisine bir şey olmasına dayanabilirdi ama ya annesi, babası? İşte o anda ağlamaya başladı. Ağlama sesini duyan annesi yanına gelmişti. "Ölmeni istemiyorum anne" demişti ona. Annesinin kendisini dışarıya çıkarıp biraz hava aldırmasını ve güzelce anlatmasını isterdi ölümün,yaşamın ne olduğunu ama yapmamıştı. Böyle istediğini çok sonraları anlamıştı. Ölümle tanışan 6 yaşında bir çocuk ve bütün gün ağlamaktan ve koşturmaktan sinir içerisinde kalmış bir anne. Ne yapsındı ki kadın? Hadi yat deyip susmayınca da biraz azarlayıp zorla yatırmıştı. O günden sonra sık sık görür oldu o hayali. Kocaman kapkara rayları, aralarına eşit aralıklarda konulmuş tahtaları. Bir an durdu yine sonsuzdan gelen ve sonsuza giden tren rayının yanında. Hiç bir şey yoktu yanında ötesinde berisinde ne bir dağ ne bir yeşillik ne bir yapı. Yalnızca uzanan raylar ve göz alabildiğince çöl. Tek bir kaktüs olmayan tek bir kuşun yada bir akrebin yaşamadığı bir çöl. Yalnız ve yalnız raylar ve kendisi. Beklemeye başladı sessizce, pek bir şey yapılmazdı bu rayların yanında yalnızca beklenirdi. Bazı zamanlar uzaklarda ama çok uzaklarda bir kımıldanma görür gibi olur, gözlerini iyice kısarak bakardı, bir şey görmek amacıyla. Bazen gördüğünü de sanırdı ama hiç bir zaman raylarını terk edip gidip de bakamamıştı. Gördüğünü sandığı başka insanlar ve başka raylardı. Raylar aynıydı ama tamamen farklıydı."Belki oradaki de bana bakıyordur da bir şeye benzetemiyordur" diye düşünürdü, sessiz geçen uzun dakikalar süresince. Sonra onun sesini duydu kocaman bir hayvan gibi tıslayan zar zor ilerleyen. Yaklaştıkça gürültü arttı ama lokomotifin hiç de zorlanmadığını anldı. Her zaman ama her zaman huşu içinde bakardı ona. Kocaman parlak, simsiyah bacasından kara dumanlar çıkan bir lokomotif hiç bir vagonu olmayan. İnsan bu demir yığınının nasıl hareket ettiğine her zaman şaşırırdı. Ama hareket ederdi işte, hem de hiç bir şeyde görmediği bir hızla. Gürültüsünden sonra uzakta bacasını gördü, kara dumanlar çıkaran, artık biliyordu ki bir kaç dakika sonra burada olacaktı, lokomotif. Kendini hazırladı, ayağa kalktı ve raylardan biraz uzağa çekildi. Lokomotif gittikçe yaklaşıyor, yaklaştıkça da gürültüsü artıyordu, bir an sonra gürültü dayanılmaz olmuştu ama onun umurunda bile değildi, o anın mükemmelliğine teslim etmişti kendini. Bir an, bir an için lokomotifin sürücüsünü gördü, lokomotif yıldırım hızıyla geçerken, bütün tüyleri diken diken oldu, öyle ki saçlarının bile dikleştiğini hissedebiliyordu. Lokomotif o saniyeler içerisinde geçip giderken o hala o anın şokuyla dimdik ayaktaydı. Sonsuzdan gelip sonsuza giden o lokomotifin sürücüsü kendisiydi. Gözleri umut ışıltıları saçarken hep ileriye bakıyordu, yüzünde garip ama güzel bir gülümseme ile, elbette yolun hep kendisini kandırdığı gibi sonsuza gitmediğini bilen bir bakışla hep ileri bakıyordu umutla. "Benim hayallerim var ben farklı olacağım" diye düşünmüştü annesinin yanında. Evet raylar dümdüz sonsuza gidiyormuş gibi görünse de belki küçük sapmalar yapabilirdi uğraşsa. Küçük bir sapma kendi istediği şekilde, kendi umduğu şekilde küçücük bir sapma, bu bile hayallerini gerçekleştirmesi için yeterli olabilirdi, bir kaç derecelik küçük bir sapma. Ve bunu yapacağını da biliyordu. Aynaya baktı, şişik gözler ama biraz önceki karamsarlıktan uzak gözler. evet belki sıradan bir yaşamı vardı ama o onun yaşamıydı ve bir kaç derecelik bir sapma hiç de zor değildi. Yüzünü yıkadı ve ceketini giymeye gitti, hava serinlemişti ve üşümemeliydi. iletişim için admin@konsept.com.tr adresine mail atınız. |