"Merkeze seyahat"
Murat Sönmez
Öncelikle şunu söylemeliyim ki 6.45 yayınları son zamanlarda benim bir numaralı yayınevim oldu. Oralardan bu yazıyı okuyacak birileri olurmu bilmem (kitaplarında mektup adreslerinden başka bir şey yok malasef) ama güzel çevirileri iyi seçimleriyle benim gibi pek çok Bk severin gönlünde taht kurdukları kesin.
Gelelim 6.45'in yakın zamanda çıkardığı "Merkeze seyahat - Asgrad Üçlemesi" nin ilk kitabına. Kitabın yazarı Bk nın altıç çağ yazarlarından Brian Srableford. Merkeze seyahat'ı okuduğum zaman aklıma hemen başka romanlar geldi. Çünkü romanda Bk yazarlarının sık sık kullandıkları bir tema işleniyor. En azından ülkemizde de çıkan Frederik Pohl'ün "Çıkış Kapısı" ve Strugatski kardeşlerin "Uzayda Piknik"i Srableford'un kitabi ile büyük benzerlikler gösteriyor. Elbette üç (yada kardeşleri düşünürsek dört) yazarında kendilerine göre bir uslubu var. Hangisinin iyi ya da hangisinin kötü olduğunu okuyucu karar verir sanırım. Ama ben bir Bk sever olarak üç romanı da başarılı buldum.
Bu üç romanda da hikaye şu: İnsanoğlu kendinden çok daha üstün bir ırkın bıraktığı bir yer bulur ve burada buldukları insanoğlunun teknolojik olarak ilerlemesi için en büyük kaynak durmuna gelir. Frederick Pohl'un Çıkış Kapsı'nda insanoğlu bir rastlantı sonucu uzayda başka bir akıllı ırk tarafından yapılmış bir istasyon bulur. İstasyon tamamen boştur ve içinde hiç bir canlı yaratık yoktur. Bulunan bu yerin istasyon olduğunun anlaşılması ise hala çalışır durumda olan uzay gemilerinin bulunmasıdır. Fakat büyük bir sorun vardır; insanoğlu hiç bir zaman bu gemileri kontrol edemez, rotalarını belirleyemezler. İçine girip yolculuk yaptıkları gemiler bilinmez bir rotadaki yolculukları sonunda bazen bir gezegene bazen de bir yıldızın içine girebilirler! İşte bu yüzden cesur insanlardan (ya da hiç bir alternatifi kalmamış adamlardan) oluşan kişiler bu rastgele yolculukları yapmakta, şanslıysalar bu istasyonu yapan yaratıklarla ilgili bilgiler ve aletlerle dönüp para kazanmakta, fakat çoğu bir daha geri dönememektedir.
Strugatski kardeşlerin romanı "Uzayda Piknik" de hemen hemen benzer bir konuyu işler. Bu sefer akıllı bir ırk dünyaya inmiş ve arkalarında bir yığın çöp bırakarak gitmişlerdir. Çöplerin başına üşüşen insanlar onları elde etmenin çok zor olduğunu görmüşlerdir. Çünkü uzaylıların gelip adeta piknik yaptıkları bu alanlar çok ölümcül tuzaklarla doludur. İnsanlar nasıl güzel bir havada kırlarda piknik yaptıktan sonra arkalarında çöpler bırakırlarsa ve bu çöpleri bırakırken karıncalarla, böceklerle ilgilenmezlerse işte Strugatski kardeşlerin romanında da yabancı ırk aynı şekilde davranmıştır.
Merkeze seyahat'de ise işler biraz daha değişik. Bilinmeyen bir ırk tarafından yapılmış bir gezegen "Asgard" yine şans eseri bulunmuştur. Bu yapay bir gezegendir ve üst üste duran binlerce kattan oluştuğu sanılmaktadır. Ne bu gezegini yapanlar hakkında bir bilgi vardır ne de alt katlarda olan biten hakkında. Çünkü insanoğlu ve diğer uzaylılar 3. Kattan aşşağıya inen yolu bulamamışlardır. Merkeze seyahat'ın diğerlerinden farkı insanoğlu ile başka ırkların yan yana durması. Kendilerini diğer ırklardan kat kat üstün gören Tetron halkının önderliğinde uzaydaki bilinen tüm ırklardan temsilciler Asgrad'da toplanmış, tabii ki ondan arta kalanları toplamak için uğraşmaktadırlar. Asgrad'ı tehlikeli yapan ise dondurucu soğuktur. Brian Stableford'un Merkeze seyahat'de öne sürdüğü ilginç fikirler var. Mesela romanında insansı ırklar ile onlara benzemeyen bir sürü ırk var. İnsansı ırklar birbirlerinden görünür farklarla ayrılsalar da temelde hepsi birbirine benzemekte ve aynı merkezden yayıldığı ama farklı ihtiyaçlara göre evrimleştikleri görülmekte. Stableford'un buna yaptığı açıklama ise hayli ilginç: "Bilimi ve teknolojiyi (ve evrimi) yönlendiren ihtiyaçlardır. Eğer insanoğlu Roma Döneminde elektriğe ihtiyaç duysaydı onu mutlaka elde ederdi. Ama elektriği keşfetmesi ona ihtiyacı olduğu yüzlerce yıl sonra oldu."
Bu üç kitabı da birbirinden ayran bir çok nokta var elbette. Pohl öyküyü biraz psikoloji katarak biçimlendirmiş, Strugatski kardeşler ise romanları ile dünyaya mesaj vermek niyetindeler. Stableford'un romanında ise yukarıda bahsettiğim ilginç fikirler ön plana çıkıyor. Fakat bu üç romanında aslında hikayesinden çok birbirlerinin aynısı olan bir yönleri var ki, o da: Baş kahramanları. Hepsinde baş kahraman başka bir seçeneği kalmamış toplum tarafından dışlanmış ya da ona uyum gösterememiş kişiler. Belki de üç yazarda bu karakterleri tasarlarken keşifler zamanında ki kaşiflerden örnek almışlardır. Kimbilir!