|
MASAL Koray Onur koray@3dman.net "Bir ülkede güçlü bir padişah yaşarmış!" diye başlamak istemezdim. Ama öyle başlamalıyım. Zaten bu masalın böyle bitmesini de istemezdim, ama engelleyemem sonunu. Halbuki ben yazdım bu masalı, belki de yazdırdı birileri, birşeyler… *** Bir ülkede güçlü bir padişah yaşarmış! Orduları heryerde başarı kazanmış, ülkesi zenginleşmiş, halkı mutlu kılınmış onun zamanında. Ama insan kişi yine yetinmezmiş elindekilerle, şimdi de olduğu gibi. Bu ülkede, yüce bir de bilge yaşarmış. O bilge ki, ne dua etse anında oluverirmiş niyaz ettiği. Hayır için herkese dua eder ama, kendinden başkaları için dua isteyenlere "Sadece kendinize dair duaları Allah'dan niyaz ederim." buyururmuş. Adaleti tartışılmaz bu bilgenin ünü padişahın da kulağına gitmiş. Böyle bir yetiyi duyan padişah, bilgenin hünerini görmek üzere onu huzura çıkartmış. Ondan bir dua etmesini, ama o duayla halkını daha mutlu ve yüceye götürmesini istemiş. Bilge ise şöyle söylemiş: "Padişah! Eğer istediğin kendin için değilse sade. Dileme benden bunu. Allah araya seni sokmazdı, halka bişey yapmak istese. Sen, padişah olarak yaparsın halk için arzunu. Şimdi tart usunu ve öyle konuş, yok mu bir dileğin Hak'tan?" Padişah sinirini dizginlemeye çalışarak: "Allah'ın vereceği en yüksek divanda otururum şimdi. Bunu evvel Allah, sonra halkımıza borçluyuz. Katlanmazdım bu sözlere, karşımdaki yaşlı bir bilge olmasa idi. Allah'a aracı koşmayla itham, çünkü suçunuz. Öyleyse yoktur Hak'tan bir niyazım, buysa derdiniz. Ben sahibim her varlığa, bilirsiniz kuşkusuz." "Hayır! Vardır elbet Allah'tan bir dileğin. Onun öyle bir sonsuzdur ki.. Birtek kılçık etmez tüm medeniyetin." İnsanoğlu o ki, bilir ama düşüncesine oturtamaz güçsüz olduğunu Allah'ın yanında. Padişah da böyle yapmış, bir anda kimseye muhtaç olmama isteği sarmış heryanını, çünkü Allah'a muhtaç olduğu söylenmiş kendisine açıkça. Padişahın kafasına oturtamadığı gerçek buymuş işte. Sinirlenen, ama kendisinden yaşça ve bilgece üstün olan bu insana birşey edemeyen padişah, önündeki yemek tabaklarını devirmeye, kölelerine tokatlar atmaya, cezirlerini azarlamaya başlamış. Bağırışları öyle bir çınlamış ki avlularda, duvarlarda. Şimdi bile, o sarayda, bu çılgın bağırışların duyulduğu rivayet olunur. Onun bu halini, kölelerine, emrindeki diğer insanlara çektirdiği azabı gören bilge şöyle bir duada bulunmuş: "Kendin olduğun vakit saymadın Allah'ı. Yıkıp yakmak varlığını sağlayamasın. Allah'tan dilerim ki, sinir halinde nimete verdiğin zarardan ötürü, Sana elindekilerin kıymetini bildirsin." Padişah, "Ben!" demiş. "Sana bunun için kızıyorum ya." "Bu, halini daha günah yapıyor. Allah için yapıyorsun ona saygısızlığını. Evet, dilerim ki, anlayasın elindekinin değerini. Amin!" ./.. Bu "Amin!" gökteki rüzgara kapılmış, sonra ordan güneşe yol almış ve güneşi dahi karartmış. Şimşeklerin çakmasıyla birlikte Padişahı bütün saray erkanı ve kölelerin önünde bir acı kaplamış, heryanı kasılmaya başlamış ve padişah ayaklarından başına doğru yavaş yavaş bir taş halini almış.Ve tek asıl sahip olamadığı şeyi, ona ödünç verilmiş canı Allah'a iade etmiş. Bugün, hala, o taş padişahı görenler "Herşeyi olduğunu sanan, ama sadece, canın bize ödünç verilmiş olan bir nimet olduğunu bilmeyen padişahın hikayesi."ni anlatmadan ve can sağlıkları için dua etmeden yollarına devam etmezler. *** ARALIK/998 |