Koray Onur
koray@turkishtrade.com




Geçen gün Bayramoğlu'nda gece-kumsal muhabbetlerinden birini yaparken "Dostoyevski okumadan ölmemeli insan." dedim. Çok da doğru bişey demişim. Dostoyevski okumadan ölmeyeceğinizi ve okurken psikolojik analizlerin yüceliği, karakterlerin içsel değişimlerini rahatlıkla görebileceğinizi varsayarak, bu yazarın insan bilirliği hakkında bişey yazmayacağım yazı boyunca (Zaten yazının da fazla uzun olacağını sanmıyorum.).

Ne kadar çok okunacak şey var piyasada. Okumam gereken bir dünya kitap masmın üstünde dururken bir gece saat 12'de Suç ve Ceza'yı tekrar okumaya başladım. Sen misin kaşınan?.. İlk cildi bitirdiğimde saat 04 olmuştu ve ben dış dünyayla bağımı koparmam dolayısıyla acıktığımın farkına varmamıştım. Köpek gibi aç olduğum halde Raskolnikov'un cinayet sahnesinin gözümün önüne gelmesi bana yemek yemeyi erteleme kararı verdiriyordu.

Yanlış anlaşılmasın: Hayvan Mezarlığı'nı izlerken rahatlıkla puding yiyebilirim (Yan, çeşitli iğrenç şeyler yaparım. O ayrıı). Ama beni etkileyen başka birşeydi, klasik birşey. Uzak çağlardı, uzak insanlardı kahramanlar.Moskova- Petesburg arasının günlerce sürdüğü zamanlar... Ne kadar uzaklar bize? Tolkien ne kadar uzaksa, Borges bizden ne kadar farklıysa o kadar. Naturalist, egoist, realist, pesimist, mozoşist, ist, ist... Bırakın şimdi bunları mesafeleri ölçün sadece neyin-neye, kimin-kimden ne kadar uzakta olduğunu ölçün. "Bana uzak şeyler lan bunlar!" demeden önce yedi kere nefes alında konuşun. Ben dah size ne diyeyim okuyun işte. Hele hele klasiklere bir bakın, kesin set olarak zamanın birinde almış kütüphanenin biryerine, bir koli içinde, sıkıştımışsınızdır. Çünkü onlar her kütüphanede kesin vardır, klasiktirlerrr...

27. Ağostos. 998