KAPAN
Murat Sönmez

3. Gün

kapan.

adam "seni mutlaka yakalayacağım" diye düşündü. soğuktan tir tir titriyordu, bütün gün hava gittikçe soğumuş en sonunda insanı donduracak hale gelmişti. gökyüzüne baktı, henüz daha öğlen olması gereken saatte güneşten iz bile yoktu. kapkara, insanın içerisine kötülükler salan bulutlar tepesinde toplanmıştı bütün gün. ama onun kımıldamaya hiç mi hiç niyeti yoktu.

avcıydı o bu gün. ve avını avlayacaktı.

saatler geçti, av bir türlü gelmedi. yapmış olduğu ilkel tuzağa takıldı gözü. bir kapan. hemde en ilkelinden. oraya buraya düşmüş dal parçaları ve sarmaşıklardan yaptığı kafesi yarı açık şekilde tutan dal parçası koymuştu. Dal parçasına bağladığı sarmaşık, saklandığı ağaca kadar uzanıyordu. avı kafese girince sarmaşığı çekip kafesin içine hapsedecekti onu. kapanı buydu işte. ama kapanda yem olarak kullandığı hiçbir şey yoktu. o biliyordu, avı gelecek ve bu kapanın içine girecekti.

soğuk gittikçe şiddetini arttırdı ama adam oturmaya devam etti. bekliyordu o gelecekti.

en sonunda beklemenin ve soğuğun etkisi ile dalmışken birden hafif bir vınlama sesi ile uyandı. av oradaydı. kapanın üzerinde bir daire çizdi ve sonra kapanın tam içine kondu.

adam sarmaşığı çekti. kafesi yarı açık tutan dal düştü, kapan işe yaramıştı.

"işte yakaladım seni" dedi adam avına.

avı ona baktı. gözlerini yere indirdi. kanatlarını çırptı, tekrar üzgün gözlerle avcısına baktı. parmak büyüklüğünde bir periydi bu.

adam kafesin yanına çöktü. "kurtar beni buradan" dedi sinirle.

"biliyorsun, bunu ancak sen yapabilirsin" dedi peri.

"biliyorum" dedi adam. ve ağladı.

2. gün

peri.

"kahretsin" dedi adam. "kahretsin, kahretsin". "allah kahretsin bu ormanı".

adam bir gün boyunca uğraşmış, fakat bu soğuk, ürpertici ormandan çıkmayı bir türlü başaramamıştı. bütün yolları denemişti. hep kuzeyi izlemiş ama başladığı yere dönmüştü. sonra rastgele gitmeye başlamış, ama tekrar aynı yerde bulmuştu kendisini. ormanın içerisinde küçük bir açıklık. sanki birisi yüzyıllar önce buradaki ağaçları yakmış, ya da kesmiş gibi hiçbir ağacın yetişmediği açıklık.

"lanet olsun, lanet!". umutsuzca çöktü adam yere. uzandı. tüm ormanda gökyüzünün görünebildiği tek yere uzandı. uzakta görünen yıldızlara baktı. bir damla gözyaşı döküldü gözlerinden. ve işte o sırada ışıltıyı gördü.

ufacık bir noktaydı bu. ormanda ordan oraya hiç durmadan uçuyor, bir çiçeğe konuyor, oradan bir ağacın tepesine çıkıyordu.

adam büyülenmiş gibi baktı bu ışığa ve onu takip etti. ışığı yakalamak zordu. o yaklaştıkça ışık uzaklaşıyordu. ne olduğunu bir türlü anlayamadı. ta ki ışık onun iyice yaklaşmasına izin verene kadar.

ışık felan değildi aslında bu. baş parmak büyüklüğünde bir periydi. kanatlarını çırptığı zaman ortalığa sımsıcak bir ışık saçıyordu. onun için ışık sanmıştı adam onu. ama o bir periydi. adam elini uzattığı anda uçuverdi tekrar. izlemeye devam etti adam. en sonunda ormanda tüm yolların çıktığı yere, açıklığa geri geldiler. adam durdu, perinin gitmesine izin verdi. başka bir yol bulmalıydı.

1. gün

orman.

adam birden gözünü açtı. kafasını kaldırdı, başı çatlayacak kadar ağrıyordu. etrafına baktı. sonra tekrar gözünü kapadı. açtı. bir kez daha etrafına baktı. başta gördüğünü hayal sanmıştı ama hayır.

gözünün gördükleri hayal olamazdı. bir ormanın içindeydi. üstünde oturduğu toprak zemini hissedebiliyordu, çürümüş yaprak kokusunu hissedebiliyordu. huzursuz oldu adam. bu orman çocukluğunuzda içinde neşeyle oynadığınız ormanlardan değildi.

ürkütücüydü orman, soğuktu, tehdit ediciydi. adam ihtiyatla ayağa kalktı. sanki her an ağaçların içerisinden birinin ya da bir şeyin çıkmasını bekler gibi durdu. bekledi. dinledi. çıt çıkmıyordu ormanda. hiçbir ses, dalların kıpırdanma sesi bile yoktu.

neresiydi burası? bu ormandan çıkmalıydı.

0. gün

oda.

kapkaranlık. sessiz.

oda da tek duyulan şey bir adamın hafif nefes alışverişlerinin sesiydi.

bir de adama bağlanmış bir sürü aletin çıkardığı tıkırtılar.

adam bir yatakta yatıyordu. ölü gibi hareketsiz.

bir kadın yanıbaşında durmuş, adamın ellerini tutmuş, yorgun gözlerle adama bakıyordu.

karanlıkta kıpırdadı kadın. yanaklarını adamın yanaklarına değdirdi. sıcaktı hala yanaklar, hala yaşam enerjisi vardı.

kadın ağlamaya başladı.

adamı öptü.

"kalk, lütfen kalk, sana ihtiyacım var. lütfen"

kadınının yanaklarından süzülen bir damla yaş adamın yüzüne damladı.

hareket yoktu.

4. gün

yağmur.

ansızın başladı yağmur. önce tek tek sonra bardaktan boşanırcasına. adam hiç hareket etmedi. hala kapanın yanında duruyor ve periye bakıyordu.

"söyle" dedi.

"buradan çıkmalıyım, söyle. lütfen".

"bunu yapamam, yapamam. Bunu ancak sen başarabilirsin. yapamam"

"allah seni de kahretsin bu ormanı da. lanet olsun hepinize!" diye bağırdı adam. sinirinden ağaçları tekmelemeye başladı. ağladı.

"yardım et bana. mutlaka bir çıkış yolu vardır. mutlaka" diye mırıldandı.

"bir çıkış yolu var. ama bunu sende biliyorsun" dedi peri.

"hayır bilmiyorum. söyle bana?". adam umutlanmıştı tekrar.

"evet biliyorsun. çok iyi biliyorsun. dönmeyi istemen gerek. tek yol bu."

"ne demek dönmeyi istemem lazım! tabii ki istiyorum dönmeyi. lanet olsun! bu allahın belası ormanda kalmak isteyeceğimi mi düşünüyorsun. kahretsin hayır! HAYIR! ben evime gitmek istiyorum!"

"yalan söylüyorsun" dedi peri.

"ne demek istiyorsun?" diye sordu adam.

"istemiyorsun. yaşamak dahi istemiyorsun. yaptığın hiçbir şeyden hoşlanmıyorsun, hiçbir şeyden zevk almıyorsun, sen hep senin olmayanı arzu ediyorsun, ama hiçbir zaman olamayacaksın"

"hayır" diyebildi adam. çöktü. ağlamaya başladı.

"sen ne bilirsinki yaşamaktan? bu aptal ormanda sonsuzdan beri geziniyorsun. sen ne bilirsin yaşamayı? hayatı toz pembemi sanıyorsun ha? bütün her kes bu allahın belası hayatta mutlu mu olmak zorunda? lanet olsun sana! benim hakkımda ne biliyorsun? NE? benim yaşadıklarım hakkında ne biliyorsun? benim hakkımda nasıl karar verebilirsin? lanet olsun hayata da sana da!"

adam ayağa kalkıp kapana tekme attı. Peri açılan kapandan kurutulup yukarı doğru uçtu hemen. ama kaçmadı. şimdi yere kapaklanmış ağlamakta olan adamın başının üzerinde döndü ve omzuna kondu.

"buradan çıkmak istiyormusun? barış onla o zaman"

"neyle?" dedi adam hıçkırıklar arasından zor duyulan bir sesle.

"hayatla. barış onunla. bırak seni içine alsın"

"yapamam" dedi adam. "korkuyorum"

"yapabilirsin. hayat acımasızdır. ama şefkatlidir de. bırak o seni alsın"

"yapamam" dedi adam bitkin, fısıltıya dönmüş sesiyle.

"yapabilirsin. sevdiğin şeyleri düşün. az olsa bile. kızgınlığını unut. hayata kızamazsın. o seni dinlemez. bırak artık inatlaşmayı. onunla barış yap"

peri ormanın içine doğru uçarken bir sıcaklık sardı adamı. Gözünden süzülen yaşlar yağmur ile karışıyor ve o onu düşünüyordu. Btün her şeyiyle onun yanında olmayı o kadar çok isterdiki. bir kez daha onu görebilmeyi.

birden içinden gelen bir güç ayağa kalkmak zorunda bıraktı adamı. bacaklarını olabildiğince açtı, kollarınıda, vücüdunu geriye doğru gerdi.

ileri fırlamış göğsünden bir ışık demeti çıktı birden. adam sarsıldı. yerden havalandığını hissetti ama bakmadı. sarı, yeşil, mavi, yeryüzünde olabilecek tüm renkler fışkırıyordu adamdan. adam bağırmaya başladı. bağırdı. göğsünden çıkan renk cümbüşü toplanmaya başladı. toplandı. ve en sonunda gözleri kör eden beyaz bir ışık yayıldı etrafa. adam yok oldu.



------

bir hastane odasında bir adam yeni doğan güne gözlerini açtı. yanındaki koltukta uyuyakalmış olan kadına baktı. uzandı. kadının elini tuttu. içini çekti. kadın uyanmıştı.

mayıs,1998


Murat Sönmez'in Serbest Düşme'de yayınlanmış diğer öyküleri:
gece
yazısız