|
KAFKANIN GÜNLÜĞÜ Resul Ertaş Okurlar için özel açıklama: Bu Kafka Günlüğü Max Brod'un derleyip düzenlediği günlük değil, Kafka'nın gizli kalmış bazı belgeleri ve notları esas alınarak hazırlanmıştır. 24 haziran Cuma Bu gün çok salakça bir şey oldu... Ya da en azından ben öyle sanıyorum. Çalıştığım sigorta şirketinde aylardır işe gelmeyen iş arkadaşım Gregor Samsa isimli genç (ki itiraf etmek gerekirse pek salaktır ve kendini sekiz ortalı bir harita metod defteri sanmaktadır.) geldi ve patrona işe gelmeyişi için nasıl bir yalan uydurdu dersiniz... Acaip bir yalan, Max bile bu kadar salakçasını söylememişti. Salak Gregor!... Güya Gregor Samsa bir sabah uyandığında kendisini devcileyin bir böceğe dönüşmüş olarak bulmuş. Düşünebiliyor musunuz? Devcileyin bir böcek. Hahahahahhahah! Hayatımda duyduğum en aptalca yalan... Üstelik bunları serinkanlı bir şekilde anlatırken inandırıcı olsun diye antenlerini sallamayı da ihmal etmedi. Hahahaha! İtiraf etmek gerekirse çok inandırıcıydı kostümü fakat onu alt katımızdaki terzi Bayan V. ye diktirdiğini herkes tahmin etti tabi. İşyerindeki herkes kahkahalarla güldü onun bu haline... Gregor o muhteşem antenlerini bir sağa bir sola sallayarak ve de tabi ki ağlayarak dışarı kaçtı. Ağlayarak kaçarken bir yandan da bana" ühü hühühü ühüüüh Kafka sevgili dostum, benim bu hikayemi mutlaka yazmalısın. İnsanların çok ilgisini çekecektir. Ühü ühüü ühüüüü" diyordu. Düşünebiliyor musunuz, ne kadar salakça, böceğe dönüşen bir insanın öyküsünü yazacağım ve bu insanların ilgisini çekecek. Hahahaha! Bu Gregor iyice kafayı yemişşşş!!! 28 haziran Cuma Sanırım çağının önünde ve anlaşılmaz bir sanatçıyım. Yazdıklarımı hiç kimse anlamıyor. Koskoca Almanyada bir eleştirmen bile çıkıp yazımla ilgili bir yazı yayınlayamadı. Beni neden hiç kimse anlayamıyor. Bu gün acaba yazılarımı sansikritçe yazmamın bunda bir etkisi var mı diye düşündüm ama işin içinden çıkamadım. 3 temmuz cuma Geçen ay Geleneksel Goethe Kaysı Festivalinde tanışıp nişanlandığımız Bayan M. bir kart atarak nişanı attığını bildirdi. Yüzüğe bayıldığım üçyüz elli markı saymazsak pek bir kayıp sayılmaz. Parayı düşünmemek için evden çıktım ve üst kattaki ev sahibime uğradım. Uzun süredir beni süzdüğü gözümden kaçmayan kızı Bayan L. da ordaydı tabi. Bayan L ile Kiergegard'ın tanrı felsefesi ve Max'ın salaklığı üzerine çok hoş bir sohbet yaptık. Wagner dinleyip, beyaz şarap içtik. Oradan ayrıldığımda sanırım Bayan L. ile nişanlanmıştım. Merdivenlerden inerken alt kattaki Bayan Q. ile karşılaştık. Olup biten herşeyi ona da anlattım. Ayrıldığımda parmağımdaki nişan yüzüklerinin sayısı ikiye çıkmıştı. Yolda o güne dek orada görmediğim çok güzel bir kadınla karşılaştım, yemin ederim sadece selamlaştık ama bu parmağıma yeni bir nişan yüzüğü takılmasına engel olamadı. Şansım yaver gidiyordu... Bunu kutlamak için Prag aydınlarının takıldığı meşhur bir bara gittim. O gece sabaha kadar içtim ve inanılmaz eğlendim. Ve fakat şimdi şu an bu sayfayı yazarken kalemi tutmakta bile zorlanıyorum. Çünkü elimin bütün parmakları ve ayaklarımdaki bazı parmaklar tamamıyla nişan yüzükleriyle dolmuş. Sanırım dün gece bütün Pragla nişanlandım. Ben şimdi ne yapacağım??? 5 temmuz cuma Bu gün iş yine yeterince sıkıcıydı. Ta ki öğle tatilinden sonra Gregor Samsa işe gelinceye kadar. Bir haftadır yine ortalıklarda görünmüyordu. Tabi her zamanki gibi yine şaşkın bakışlarımız arasından geçerek patronun masasına gitti. Ve patrona neden işe gelemediğini, bir sabah uyandığında nasıl devcileyin bir "Liseler için Matematik-3. (genişletilmiş 2.Baskı) ya dönüştüğünü anlattı. Hahahahhahah! Evet gerçekten bu sefer de bir kitap kostümü uydurmuştu kendisine... Kitap görmeye dayanamayan milliyetçi patronumuz çakmağını çıkarmasaydı kimbilir daha ne palavralar atacaktı. Kapağı tutuşan Gregor bağırarak dışarı kaçtı ve yine benden öyküsünü yazmamı istedi. Ah benim talihsiz başım! Hahah haha haha! 10 temmuz cuma Bu gün oturup babama sert bir mektup yazdım. Zehir zemberek bir mektup. Onun iğrenç dünyasından, ticaretten ve erkekliğin o sert, otoriter dünyasından neden iğrendiğimi ve koyu gri bir taş içine neden çekildiğimi anlatan bir mektup. Oldukça uzun ve etkileyici... Sanırım yarın onu postalayacağım. 11 temmuz cuma Bu gün mektubu postalamak için postaneye gittim. Fakat mektubu çok uzun yazdığım için tartıda çok ağır geldi. Mektubu postalamam için benden tam bin mark istediler. Bu parayı ödemem mümkün değil. Sanırım mektubu yollamaktan vazgeçeceğim. O kadar parayı kim verecek. Ayrıca mektubu yollamasam ne olur ki? Sanki insanlar yıllar sonra oturup benim bu mektubu neden babama yollamadığımı mı konuşacaklar? Hiç işte! 18 temmuz cuma Bu gün salak Gregor yine işyerine geldi. Üstelik kocaman bir ütü kostümü giymiş olarak. Hahahahah. Güya yine uyurken kendini devcileyin bir ütüye dönüşmüş olarak bulmuş. Tabi ki yine kahkahalarımızı tutamadık. Her zamanki gibi yine ağlayarak kaçarken (ağlamak dedimse biz insanlar gibi ağlamak yerine alttaki gözeneklerinden buhar çıkarıyordu. Buharlı ütü etkisi vermek istiyor salak. Ay ne matrak. Hahahha) benden onun bu öyküsünü yazmamı istedi. Hahahahahha! Çok eğleniyorum. 24 temmuz cuma Bugün Gregor Samsa'nın bir ütüye dönüşmesini geniş bir hikaye şeklinde yazdım. Tekrar okuduğumda gözlerime inanamamıştım çünkü mükemmel bir öykü olmuştu. Şöyle başlıyordu öykü; Gregor Samsa bir sabah uyandığında kendini devcileyin bir buharlı ütüye dönüşmüş olarak buldu. Muhteşemmm!... Hemen salak Max'i aradım ve hikayeyi okuması için ona verdim. Bakalım anlayabilecek mi salak? Hahahah! 26 temmuz cuma Bugün salak Max geldi. Oh Max! Gerçek bir salak! Ne yapmış olsa beğenirsiniz? Ona verdiğim öyküyü okurken şöminenin önünde dalmış ve açık pencereden içeri giren kahpe rüzgar zavallı öykümü üfürerek ateşin hain kollarına teslim etmiş. Sizin anlayacağınız öyküm yandı bitti, kül oldu... Çok üzgünüm. asıl salakçası ne biliyor musunuz? Gerzek Max sırf ben üzülmeyeyim diye oturup benim öyküme benzeyen bir öykü yazmış. Neymiş... Gregor Samsa bir sabah uyandığında devcileyin bir böceğe dönüşüyormuş. Üstelik bu öykünün yüzyıllarca edebiyatın en iyi öyküsü olacağını savunuyor. Max gerçek bir salak... 14 ağustos cuma Geçen hafta babamın dükkanının hemen yanındaki kırtasiyeci Bay Joseph K.dan yeni bir kağıt aldım. Portekizden gelen bu kağıtlar ateşe karşı dayanıklı. Dante'nin cehenneminin ateşi bile bu kağıtları yakmaya muktedir değil... Böylece artık öykülerim ateşin hain kollarında can vermeyecekler. Bütün öykülerimi bu kağıtlara yeniden yazdım. Üstelik aklıma da çok komik bir espiri geldi. Dün Max'i ve diğer çocukları bir araya toplayarak onlara bir vasiyette bulundum. Onlardan eğer bir gün ölürsem öykülerimi toplayıp topluca yakmalarını istedim. Hahahahahah! Salakların hiçbiri öykülerimi yanmaz kağıda yazdığımı bilmiyor. O gün orada toplanıp öykülerimi yazdığım bu kağıtları yakmaya çalışırlarken yüzlerinin alacağı ifadeyi düşünüp bütün gün güldüm. Hala da gülüyorum. Hahahahahahhah! Hepiniz salaksınızzzz! Hahahahhahah! 20 ağustos cuma Yeni bir hikaye üzerinde çalışıyorum. Muhtemelen muhteşem bir hikaye olacak. Bir yandan naturalist bir tavşanın kıçına pipetle üfleyen, bir yandan neoklasik bir yazara silah zoruyla "çevremizde kış hazırlıkları" konusunda bir komposizyon yazdırmaya çalışan ve üstelik aynı anda elleriyle havada üç portakalı hiç düşürmeden çevirmek zorunda kalan taşralı bir fırıncının dramı üzerine olacak... Önemli not: Fırıncının umutsuzluğu, inançsızlığı ve karamsarlığı üzerinde durulacak. 21 ağustos cuma Max bir salaktır. Hahahahahhah... 27 ağustos cuma Aşağılık Kafka... Sen mutfağa çay koymaya giderken günlüğünü bulup okudum. Kardeş gibi bağrıma bastığım bir insanın benim için bunları yazması üzdü doğrusu! Ayrıca şunu da söylemek istiyorum; SENSİİİİİİİN SALAAAAAAKKKK!!! İmza: Max (akıllı olan) 28 ağustos cuma Gerizekalı Max! Biliyorum seni ne zaman beş dakkalığına çalışma odamda yanlız bırakıp yatakodasına ya da banyoya gidecek olsam hemen atlayıp bu günlüğümü okumaya çalışacaksın. Senin için yeni neler yazdığımı merak ediyorsun değil mi? Pekala oku bakalım! Salaaak salaaak! hahahah! Şurayı da oku; MAX BİR GERİZEKALIDIR.... hahahahhah!.............................. ..... ...... ... şurayı da lütfen; Max aptalın tekidir... Hahahahha! ..... ... şurayı da: salaaaak salaaaakkk! 4 eylül cuma Bugün Kiearkegardın günlüğünü alıp okudum. Derin anlamları olan aforizmalarla doluydu. Bir de kendi günlüğüme baktım, yüzüm kızardı. Bir gün belki benim de günlüğüm yayınlanır. O yüzden şöyle ağır oturaklı bir şeyler yazmalıyım. Hımmm! Evet, şu uygun mesela: Kafesin biri kuş aramaya çıkmıştı... Evet evet güzel. Biliyorum çok saçma ama, salaklar sever böyle şeyleri, eminim göstergebilimciler bu lafımı çok seveceklerdir. 8 eylül cuma Ev sahibi kiramı yatırmadım diye beni mahkemeye vermiş. Dava hala sürüyor. Ne dava ama, gidip gelmekten, mahkemede beklemekten, davanın görüşüleceği salonu bulmaya çalışmaktan, yargıyı, icar kanunlarını öğrenmeye çalışmaktan anam ağladı. Ne dava ama... Yazsam roman olur; Dava! 15 eylül cuma Şato isimli romanım üzerinde çalışıyorum ama uzun süredir kahramanıma isim bulamıyordum Bu gün işyerinde öğle yemeğimi yerken ansızın bir şey oldu ve kahraman için çok uygun, pek parlak bir isim geldi aklıma... Joseph K. Joseph K. Kahretsin keşke not alsaydım adamın soyismini hatırlayamıyodum. K ile başlıyordu ama neydi? Neyse şimdilik Joseph K. diye yazayım da sonra aklıma geldiğinde düzeltirim nasılolsa... 21 eylül cuma Bu gün şu verem olayındaki son durumu öğrenmek için doktordaydım. Bana üç ay ömrüm kaldığını söyledi. Dünyam yıkıldı. Çünkü dört aylık kiramı peşin ödemiştim |