|
"Gece" Murat Sönmez Okulları L şeklinde bir binaydı. L şeklindeki binanın önünde duran iki bahçe bütün okulun bir dörtgen olmasını sağlıyordu. Bahçeye penceresi olan sınıflardakiler şanslı olarak sayılırdı. Çünkü pencereye yakın olanlar o sırada beden dersinde olanlara bakabilirdi. Tabii öğretmene yakalanmadan. Okulun girişi ve girişin bulunduğu bahçe diğerine göre biraz ufakcaydı. Sağında ve solunda iki merdivenle daha büyük olan diğer bahçeye inilirdi. Yüksekte olanın tam ortasına bir platform yapılmıştı. Tören olacağı zaman öğrenciler daha büyük olan alt tarafta toplanır konuşacak olan ise bu platforma gelirdi. Platform dediysek o da öyle ahım şahım bir yer değildi. Üç tarafı alçak demir korkuluklarla çevrilmişti. Her isteyen rahatlıkla içine girebilirdi. İşte üç çocuk şimdi sırtlarını o demirlere vermiş bir yandan konuşurken bir yandan da kantinden aldıkları sandöviçleri yiyorlardı. "Yuh!" dedi Mehmet, Serkan'ın kendi sandöviçini bitirdiğini gördüğü anda. "Maşallah. Böyle giderse tosun gibi olacaksın haa!" diye güldü. Serkan o anda içtiği kolayı gerisin geri şişeye boşaltırken boğulacakmış gibi sesler çıkarıyor ve gülüyordu. Biraz sonra Erman da onlara katıldı ve hep beraber en sonunda neden güldüklerini bile unutarak kahkahalar attılar. "Bu iyiydi" dedi Erman "Birazcık rahatlattı beni." "Bir daha anlatsana şu olayı Erman" dedi Mehmet. Erman'ın yüzünden kara bir gölge geçti sanki. Kolasından iri bir yudum aldı ve Serkan'a baktı. "Sen anlatmadın mı?"dedi. Mehmet Serkan'dan önce cevap verdi. "Anlattı ama ben bir de senden dinlemek istiyorum." "Peki o zaman anlatıcam ama sakın korkmayın" deyip şöyle bir çevresine baktı. "Hoş gündüz gözüyle korkulmaz ama gece vakti korkabilirsiniz." Mehmet iyice heyecanlanmıştı. "Hadiiii ama. Amma nazlandın ha!" dedi. Olayı bir de Erman'dan dinlemeden rahat etmeyecekti.Erman en sonunda pes etti ve konuşmaya başladı. "Peki sen istedin bunu. Korkarsanda banane. İki gece önce bizimkileri biraz geç yatmaya ikna ettim. Ben hep saat 10 da yatağa girerim. Ama Pazar günleri çok geç kalktığım için biraz daha geç yatarım. Annemlerde buna pek laf etmezler. Bu sefer televizyonda bir filme daldım. Annemlerde filmi sonuna kadar seyretmeme izin verdiler. Tam film bitti saat onbirbuçuk gibi yatağa giriyordum ki, abim girdi içeri. "Olum" dedi "sana bir şey anlatacam ama sakın kimseye söyleme". Ben yataktan doğrulup ona baktım. Yüzü bembeyaz görünüyordu. Sanki korkmuş gibiydi. Abim eğer bir şeyden korkarsa yemin ederim benim korkudan ödüm patlar!" Mehmet'de Serkan'da Erman'ın abisini bir kaç kez görmüşlerdi. Uzun boylu baya yapılı bir çocuktu. Onun herhangi bir şeyden korkması gerçekten dikkate değer bir şeydi. İki çocukta onu tasdikler gibi kafalarını salladılar. Erman abisini çok severdi ve abisinin başkaları tarafındanda saygıyla karşılanması onu gururlandırmıştı. "Gerçektende öyle. Bir keresinde ben ta ilkokul birdeyken annem beni alamadığı için o almıştı okuldan. Kış olduğu için hava karanlıktı. Güle eğlene gidiyorduk ki, birden inşaatın tekinden bir köpek fırladı. Hani şu inşaatlara bağladıkları ayı gibi köpekler olur ya" "Kangal mı?" dedi Serkan "Hah işte onlardan" anlatırken heyecanlanmış birden ayağa fırlamıştı."Kocaman bir kangal üzerimize doğru koşuyordu. Ödüm bokuma karıştı o an. Tam kaçmak üzereyken abim paltomun kapşonundan yakaladı beni ve hemen arkasına doğru itti. Sonra yerden irice bir taşı alıp bir fırlattı inanmazsınız taş tam köpeğin iki gözünün ortasından vurdu. Ben köpeğin iyice sinirlenip bizi öldüreceğini sandım ama viyaklıyarak kaçtı ordan. Bizde koşarak kaçtık hemen" Tekrar takdir beklercesine çocuklara baktı. Çocuklar elbette Erman'ın abisini takdir ediyorlardı ama şu anda istedikleri abisinin maceralarını dinlemek değildi. En azından eski maceralarını değil yenisini dinlemek istiyorlardı! Erman'da bunu hissetti, yerine oturup tekrar konuşmaya başladı. GERİ DEVAM |