|
"Gece" Murat Sönmez "Hadi bee!" dedi biraz fazlaca bağırarak. Sonra aniden önündeki kitap ile ilgileniyormuş gibi yaptı. "Yalan söylüyorsun.İnanmıyorum!" diye fısıldadı. Bu sefer tedbiri elden bırakmadan olabildiğine sessiz söylemişti. "Iıııh..Valla doğru söylüyorum" diye fısıldadı yanındaki. "Erman anlattı bana. Yemin etti bir de üstüne. Biliyorsun Erman o kadar çok atan tutan bir çocuk değildir." Mehmet gözlerini sınıfın içinde dolaştırdı ve Erman'ı buldu. Evet Erman gerçektende öyle çok yalan atan bir çocuk değildi ama anlattıklarıda olacak iş değildi doğrusu. Serkan ile sınıfın en arkasında oturuyorlardı ama bu öğretmenin onları duymayacağı anlamına gelmiyordu. Mehmet bir kaç soru sormak için Serkan'a döndü ama hemen sonra vazgeçti. Türkçe öğretmenini hiç sevmezdi. Öğretmen hiç bir zaman kalkmadığı masasında oturmuş öndeki çalışkan öğrencilerden birine kitabın bilmem kaçıncı sayfasını okutuyordu. Mehmet'in en nefret ettiği dersdi Türkçe. 90 dakika süren dersde içine sıkıntılar girer çıkardı. Ama sonra merakı galip geldi. "Peki nerede görmüş? O saatte işine neymiş orda?" Serkan göz ucuyla öğretmene baktı ve kafasını eğip mırıldanmaya başladı. "Olum söyledim ya o görmemiş. Gören abisiymiş. Gece saat onbir gibi gelmiş eve, suratı bembeyazmış ve anlatmış her şeyi. Erman çok korkmuş, bütün gece gözümü tavana diktim hiç kırpmadım dedi bana. Güneş doğunca rahatlamışta bir iki saat uyumuş." Öğretmenden çıkan hişşşt sesiyle ikiside kaşlarını çatıp kitaplarına gömüldüler. Birbirleriyle ilkokuldan beri arkadaştılar, hem evleri birbirlerine çok yakındı hem de ortaokula beraber gidiyorlardı. Ta ilkokuldan beri ikisinin de ortak refleksiydi bu. Eğer öğretmenin konuşurlarken kendilerine baktığını hissederlerse hemen kaşlarını çatıp önlerindeki konuyu anlamaya çalışıyorlarmış gibi yaparlardı. Eğer ders matematik gibi bir dersse hemen silgileri ile defterlerindeki hayali bir yalnışı silip kalemle bir iki karalama yaparlardı. Öğretmen arka taraflardan bir fısıltı geldiğini işitmiş ama nereden geldiğini anlamamıştı. O yüzden hişşttt diye bir bağırmış konuşanlarla birlikte konuşmaya meğilli olanlarıda bir güzel susturuvermişti. Mehmet soru sormaktan vazgeçti. Saatine baktı . "5 dakika kalmış. Ders bitince şu Erman'ı bir bulmak lazım. Bakalım neymiş işin doğrusu." Diye düşündü. Hemen sonra aklından Serkan'ın anlattıklarını geçirmeye başladı. "Olabilir mi acaba? Ankara'da şehrin göbeğinde?" diye düşünürken zil bütün meraklarını gidermek istercesine bagır bangır çalmaya başladı. DEVAM |