CELLULAR
Barış Atasoy



HOW THINGS WORK

Hücresel telefon

Hücresel telefon (boyut ve ağırlıklarına göre kamyon telefonu,araç telefonu,el telefonu,cep telefonu,çakmak cebi telefonu da denir) elektronik bir cihaz olup tabiatta otların arasına zıçarken bile rahatsız edilmemizi sağlayan faydalı bir araçtır.Geyik krizlerinin bastırılmasında faydalı olduğu gibi aynı zamanda bir statü sembolü ve tavşan avlama aracıdır (Bir keresinde Motorola telefonumla Afrikada fil avlamıştım).Küçük modeller kolay taşınabilmekle beraber kütleleri az olduğu etkili menzili ve tesiri azdır;bu modeller daha çok çıtır avında kullanılmaktadır ve fiyatları yüksektir.

Hücresel telefon iki parçadan oluşur;aslında bu ayrımı çok çeşitli şekillerde yaparak parça miktarını fazlalaştırabiliriz.Bu ayrım tavşan avından sonraki sonuçlara göre yapılmış bir ayrımdır;genel olarak ortalama bir ivmeyle serbest düşüş yapan bir telefon pil ve gövde olmak üzere iki parçaya ayrılır.

Pil telefonu besleyen bir elektron deposudur.Piller ihtiva ettikleri zehirli maddelere göre üçe ayrılırlar. Toksiditelerine göre sırasıyla (büyükten küçüğe) bunlar Lityum-ion,Nikel kadmiyum ve Metal Hidrittir.Nikel kadmiyum piller ateşin bulunmasından bu yana artık kullanılmamaktadır;Lityum iyon piller tekeller tarafından üretildiği için yüksek fiyatlarından dolayı tercih edilmemektedir.Şu an en popüler olanı metal hidrittir.Sonuç olarak hepsi aynı bokun soyudur,sadece elektronları depolamaya yararlar.

Peki telefon nasıl çalışır?Elektronlar küçük bir pilin içinde hapsedildiklerinden dolayı dışarı çıkma ve özgür olma isteği duyan zavallı atomaltı parçacıklardır.Tek kapı ise pilden çıkıp telefona açılan dar bir kapıdır,tıkış tıkış sıra beklerler.Telefon standby modundayken (Telefonda iki mod bulunur bunlar stand-by ve geyik-by durumudur) çok az elektrona ihtiyaç duyar,ışıklandırma,kurcalama,arkadaşa gösterme,6110'da infraredle iki kişilik snake oynama modlarında ise muazzam miktarda elektron harcanır.Konuşma haricinde kullanılmadığı zamanlar elektronlar mikropiç denen küçük siyah şeylerin içinde birtakım fenomen niteliğinde işlemlere tabi tutularak şekil değiştirirler.Örneğin bıt bıt bıt şeklinde oynamalar yapılırken elektronlar fotonlara çevrilerek gözümüze fırlatılır.

Nasıl oluyorda birini aradığımız zaman o çıkıyor?Bu kolay olmuyor tabii.Yine bir mikropiç elektronları trektronlara çeviriyor.Bunlar birleşip mikrodalgaları oluşturuyor.Burayı bende çok iyi anlamadım aslında kahvede bir arkadaş anlatmıştı.Neyse bu mikrodalgalar mikrodalga fırınlardaki mikrodalgalar gibi aynı,onun için çok telefonla konuşanların beyinleri kaşar gibi eriyerek korteks yumurta kadar pürüzsüz oluyor..Halk dilinde bu insanlara moron,aptal,gerizekalı,hebe hebe,embesil gibi adlar veriliyor.Neyse sonra bu mikrodalgalar aynı posta güvercini gibi antenden çıkıp uçuyolar.Bunların konması için antenler yapılmış,bunlardan çok var ama yüksekte oldukları için gerçek hayatta pek karşımıza çıkmıyorlar;yani en azından allahtan sürekli mucize bekleme durumunda olmayan insanlar bunları farketmiyor.Neyse,mikrodalgalar antenlerden giriyorlar.Sonra ordan kablolarla sıradan telefonlara yada tekrar uçaraktan cep telefonlarına ulaşıyorlar.Yani uzaya gitme,uyduya çıkma olayı bigfoot tarzı bi hikayedir.Olay yerde bitiyor yani.Link olayı hariç uydu kullanılmıyor,zaten öle olsa uydusal telefon derlerdi.Peki neden hücresel telefon?Bu mikrodalgaların uçuş menzili 8-9 km çaplı bir alan.Yani ne kadar çok anten var siz hesaplayın artık.İşte bu anten çöplüklerinin her birine hücre deniyor.

Mahalle bakkallarının önemi üzerine küçük bir yazı(!)

Göztepe'de arkadaşımla kaldığım zamanlar her sabah (genelde öğlen) sigara,ekmek,gazete,süt filan gibi klasik şeyleri almak için bakkala gidiyorum.Migros oldukça yakın,bakkalda bazı şeylerin fiyatları anormal yüksek olabiliyor,ayrıca pek çeşit de yok;örneğin herzaman tost ekmeği bulunmayabiliyor.

Market furyası ilk çıktığı zamanlarda bakkalların yokedilmesini söyleyecek kadar fanatik bir market tutkunuydum,nedense çocukluğumdan beri market alışverişi,direk çöpe atılacak gerekli gereksiz herşeyi almak bende bir hastalıktı.Üstelik yoğun olduğu zamanlar dışında hipermarket turlarından hoşlanırım genelde,birsürü şey alır arabaya tıkarsın.Tuhaf bir güç ve güven duygusu hissederim nedense..

Artık bakkalı tercih ediyorum,otomat değilim ben.Bezgin yüzlü kasiyere ulaşmak için sıra beklemek yerine hoşgeldin günaydın abi diye bir ses duymak,güleryüz hoşuma gidiyor.Hatta bazen konuşuyoruz bile.Sıcak birşey,parası alınacak kaz gibi görmüyorsun kendini.Birsüre sonra adam sen istemeden sigara markanı öğrendiğinden sigarayı pat diye poşete koyuyor.Küçük detaylar hoşuma gidiyor.Markete gittiğin zaman paket paket sosis alıp birkaç gün onu yemek zorundasın,üstelik seçim hakkkın yok.Mesela frankfurter yoksa sandviç sosis alıyorsun,bakkala söylediğin zaman ertesi gün istediğin tipi alma şansın var.Önemli bir konu aklıma geldi değinmeden geçemedim:)

26 Eylül 1998 Cumartesi

5:52:27