|
BİLGE HAKAN ŞEN TOROSLARDAN toros'ların böğründen fışkıran sulara düğüne gider gibi atlamış kütükleri ocak'ın üçü beşi. derdi babaannem 'alın gelin'. boğardım abimin beyaz donunu sıtma görmüş belimde atlardım çelik yeşili sularına seyhan'ın demirköprü'den zıpkın gibi kara tren ha geçti geçecek derken üzerimden ocak'ın beşi yedisi. bir elimle itelerken ağaç dostlarımı öbürüyle oynaşırdım, su yılanlarımla tutamadığım hiç bir zaman. derdi babaannem 'yakın kuzineyi' pişirirdi dost ağaçlarım mis gibi kıymalı böreklerini gavurköy'ün ocak'ın yedisi dokuzu. derdi babaannem 'yiyin döllerim' "yiyin de en delikanlısı olun çukurova'nın" olurduk jilet gibi, bıçkınlar. sürerdik kestane yağlarını iskarpinlerimize, ezip arkasını çınlatırdık sokaklarını adana'mın kalmazdı dövüşmediğimiz meyhane, gazino, yemediğimiz yumruk, falçata, icabında nezarethane; elini öptüğüm komiserimin. vururduk kendimizi toros'lardan denize, akdeniz'e, ege'ye yüzer giderdik. damağımızda kıymalı börekler, kulağımızda babaannemin öğütleri, yüreğimizde güneyin mertliği severdik efelerin torunu kadınları ölümüne ocak'ın günleri. EYLÜLLERİN ŞARKISI ayaza vurmuş sarıca bir eylül sabahı iki mevsim arası kalakalmış bir yel gibi dolaşacağım boynundan öte hüzünlü teninde kulak arkandan fısıldayacağım yüreğini söküp alacak hançerleşmiş ayrılık şarkılarını. biliyorum tuz basmak dindirmez acını al da ellerimle topladığım tütünü koy mühür gibi ta ortasına belki bir kav olur dumanının esrikliği bulur beni yabanın körkütük nankör ellerinde emanet bıraktığım yeminli sevgimi alır getirir bazı. taptuk emre'nin değnekleri misali ya döneceğim ocağına adımın adımım, ya da kavrulacağım kör kuyularda dinlerken bir bilgenin umutsuz nidalarını. |