Resul Ertaş

Attar ve Borges'e bari...

Hızır bana cebimdeki küçük kırmızı balığın hikayesini anlattı:

Gecelerden birbinbirgece, gökte kız cesetleri uyurken sessizce, balık, küçük kırmızı balık, derya halkını görebilmek için suda yol alıyordu. Göğün tam ortasında ay, uğrunda bütün pervanelerin "helak" olduğu, güzelliğinin "nuruyla" evreni kaplayan ordördünde bir sevgili gibi duruyordu. O kadar güzeldi ki ay, aşkından "deli divaneye" döndü küçük kırmızı balık. O'na kavuşabilmek aşkıyla yanıp tutuştu. Aşkından deniz ateş kesildi, alevler göklere yükseldi. Küçük kırmızı balık, aşk acısıyla kavrulurken ayın, o müthiş sevgilinin sudaki yansısını gördü. Sevgilinin evrendeki bu ikinci "yüzüne", yansısına, gölgesine, aynasına kavuşabilmek için hızla sudaki görüntüsüne koştu."Aynaya giren bir hikaye" gibi aynasına girdi sevgilinin. Aşk şarabı içmiş bir rint kadar sarhoştu ve ayın yansısında dansediyordu küçük kırmızı balık. Başını kaldırıp zühre yıldızı gibi gökte asılı sevgilisine bakınca yıldırımla vurulmuşa döndü. Gökte, ayın içinde kıcaman kırmızı bir balık, sudaki yansıdaki kendisine, kendisinin ona baktığı gibi bakıyordu. Gökteki balığın bir diğer kendisi olduğunu anladı küçük kırmızı balık, fakat gökteki balığın mı kendi yansıması, yoksa kendisinin mi gökteki balığın bir yansıması olduğunu hiç bir zaman bilemedi.