![]() ![]() ![]() |
2001 BİR UZAY MACERASI Nilüfer Baturayoğlu 2001'in ilk bölümünün düşündürdüğü en önemli konu, özellikle 2. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası totaliter rejimleri ile soğuk savaşın görünür hale getirdiği, insanoğlunun hakimiyet ve bunu elde etmek için kullandığı saldırganlık içgüdüsü olsa gerek. Clarke'ın "maymun adamları" da, alet yapmayı ve kullanmayı öğrendikten ve sonunda karınlarının doyurabilir hale geldikten sonra ilk iş olarak, etraftaki diğer ve daha güçsüz kabileleri boyundurlukları altına almak için onlara saldırıyorlar. Üstelik bu içgüdü milyonlarca yıl değişmeden kalan, "maymun adam"dan insana evrim sırasında en az değişikliğe uğrayan nitelik olmalı. Diğer yandan, bu tür içgüdüleri insanın karnının doymasından sonraya bağlayan tek yazar, şüphesiz Clarke değil. Zaman zaman roman değil politik söylem amaçlı alegoriler yazmaktan öteye gitmediği iddia edilse de, benim için 20. yüzyılın ilk yarısındaki güce - sadece mutlak güce - yönelik insan içgüdülerini en iyi tanımlayabilen ve değerlendirebilen yazar olduğu için her zaman severek ve takdir ederek okuduğum George Orwell de, insanın doğasında mevcut olan hakimiyet ve saldırganlık içgüdülerinin ancak insanın karnı doyduktan sonra ortaya çıktığını yazanladan. Hem alegorik yapıtı Hayvanlar Çiftliği'nde hem de yalnızca kurgu mu (fiction, burada roman) yoksa bilim kurgu mu olduğu basıldığından beri tartışılan başyapıtı 1984'de Orwell'in söylemlerinden biri de, insanların (ve alegorik anlamda hayvanların) ancak karınları doyup, belli bir esenlik ve rahatlık düzeyine eriştikten sonra özgürlük, hakimiyet, güç ve bunlara bağlı olarak saldırganlık gibi içgüdülerinin su yüzüne çıktığı yönünde: Hayvanlar Çiftliği'nde, en akıllı yaratıklar olan domuzların hemen "insanlaşarak" diğer hayvanları boyundurlukları altına alması ("Bütün hayvanlar eşittir" sloganına eklenen "… ama bazı hayvanlar daha fazla eşittir" alt tümcesi) ve yarı aç ayrı tok yaşarken ve bir dahaki traş bıçağını veya çikolata parçasını nereden bulacağını bilemezken Winston'ın içgüdüsel özgürlük gereksinimini pek de hissetmemesi gibi. İnsanoğlu - ve diğer tüm hayvanların - yiyecek paletlerinde yer alan diğer canlıları ancak gereksinim sonucunda, yani aç veya kendilerini savunmak zorunda oldukları için öldürmelerine karşılık, yalnızca insanoğlunun karnı doyduğunda hemcinslerini sırf "güç" adıyla tanımlanan soyut bir kavram uğruna öldürebilmesi, üstelik bu uğurda (her yıl gelişmiş ülkelerin silah araştırma, geliştirme ve üretimine) büyük emek ve para harcaması ilginç bir durum… Fakat, Arthur C. Clarke'ın 2001 Bir Uzay Macerası'nın ilk bölümünün ("İlk Yüzyıllarda Bir Gece") sonunda söylediği gibi: … Mızrak, ok ve yay, tabanca ve makineli tüfekler ona (İnsanoğluna - Y.N.) sonsuz menzil vermişti, sınırsız bir güç değil. Zaman zaman kendisine karşı kullanmış olsa da, bu silahlar olmadan İnsanoğlu dünyayı asla fethedemezdi. Bütün bu silahlara yüreği ve ruhunu koymuş, yarattığı güçler yüzyıllarca ona hizmet etmişti. Ama şimdi, bunlar var oldukça, İnsanoğlu ödünç aldığı zamanı kullanıyordu. |