|
No Subject Yağmurun altında koşuşan insanları, onların telaşını, paçalarını katlayıp çamurun içinde sekerek geçen bir memuru izlerken şakaklarınızdan inen yağmur tanelerinin gömleğinizin içine girmesine izin vermek, her geçen arabanın sizi biraz daha ıslatmasına inat bi adım geri gitmeden çevreyle olan görsel diyalogunuzu kesmemek... Belki bunların tümü ve pek çokları bügüne kadar yapamadığınız, artık olmasını düşlemenin bile anlamsız geldiği ideallere veda etmenin, yeteneksizliklerden, korkaklıktan, riyakarlıktan... ve daha pek çok insani zaaflardan kaçmanın, saklanmanın araçları. Peki nereye kadar? 60 lı yaşlara geldiğinizde, akıp gidenin sizin hayatınız olduğunu, gençlik yıllarında kurduğunuz küçük/masum hayalleri hatırladığınızda, kimselerle paylaşmadığınız/yaşayamadığınız duygularınız olduğunu fark ettiğinizde, her akşam yanınızda yatanın kim olduğunu bilemediğinizde ne yapacaksınız? Hani şu ofiste, okulda, komşuda hep gördüğünüz sürekli anlatacak, insanları güldürebilecek birşeyleri olanlar ne? Nasıl oluyorda aynı şeyleri anlattığınızda onun reytingi tavana vururken siz kendi kendinize konuştuğunuzu fark edip sizinle ilgilenen bir çift göz arama gereği duyuyorsunuz? Belki onun gibi elinizi sallamak, garip vurgular saçma geliyor. Yoksa onları ve cevresindekileri bu derece mutlu kılan şey, yıllardan beri gözünüzün önunde olup da sizin bir türlü farkedemeğiniz/bilmediğiniz bir şeyler mi var? Belki tüm bunlardan kaçmanın, dibe vurmadan, düşüşün son karesini görmeden kurtulmanın bir yolu olarak 4 kollu gözükebilirsede kendize olan saygınız (eğer ki varsa) buna engel olmalı/olur. Yaşam denen şeyi tüm iğrençliklerine rağmen her anını mutlu kılmaya çalışarak geçirmek belki onu daha anlamlı kılmaz ama kendinize var olduğunuzu ben olabildiğinizi fark etmenizi sağlar. Zaten halledilmesi gereken bundan başka ne olabilir ki? Yücel KARADENİZ ykaradeniz@superonline.com |